3 Kasım 2014 Pazartesi



YİNE AYLARDAN KASIM...

Elimde küçük bir bavulla tek bir tanıdığımın olmadığı Ankara’ya  Üniversite okumak için gelişimin 17.yılı… Bir kaç gün sonra @saadet_ozturk ile tanışacağım (ki o zamanlar Oktay’dı) bir kaç hafta sonra da @degirmencirfan ile. Sonra hayatın akışı değişecek. 

Sağlıkçı olmak yerine haberci bulacağım kendimi. 14 yıl boyunca (coğunlugu gece-gündüz) gündem kazanının içinde kaynayacak, muhabir olarak ölmek isteyen yarı robot bir insana dönüşeceğim (artık editörsün denilene kadar.) Ardından “kendi hayatımı yaşamak istiyorum” krizleri başlayacak. 

KPSS imdada yetişecek. Sonra ilk tercih ve atanma heyecanı, aylardan yine Kasım… Ehliyetimi aldığım, hayatımın ilk ve tek kazasını geçirdiğim, Fenerbahçemin GS’yi 6-0 yendiği o unutulmaz günü 6 Kasım’ı içinde barındıran Kasım…  

Dilini (hala) çözemediğim bürokrasi, cumartesi-pazar… Hayatımın en karmaşık, en dingin, en keyifli, en sancılı 14 ayı başlayacak. A’dan Z’ye değişen hayatımın Z’onguldak bölümü. Her şeyi biliyorum zannettiğim gazetecilik günlerine rahmet okutan, Karadeniz Ereğli günleri. (Korunaklı cam fanustan çıkıp, gerçek hayatla tanışma halleri)

Sonra yine kürkçü dükkanına, şehrime döneceğim ama kalbimin aklımın bir parçasını Karadeniz’in dalgalarına bırakarak. Sonrası… Onu şimdilik ben de bilmiyorum… Kismet :) 

Kasım'da başka olan sadece aşk değil yani... Seni Seviyorum Kasım!





9 Temmuz 2014 Çarşamba

Bu bir futbol yazısı değildir…


Dünyanın en iyi 4 takımının ikisi sahadaydı!
Favori Almanya’ydı ancak Brezilya da boş değildi…

Ancak hiç kimse neredeyse bir bardak su içme aralığında aynı kaleye ard arda atılan 3 golü izleyeceğini düşünmemişti.

Ama oldu… Halı saha maçlarına rahmet okutan maçta tam 8 gol vardı. Ve onlardan sadece biri Almanya’nın kalesine atıldı.

Psikolojik sınırın aşıldığı 5. golden sonra Favele çocukları geldi akıllara. Hani itildikleri gecekondu mahallelerinde açlık - yoklukla mücadele ederken, kupa için harcanan servete isyan eden çocuklar…

“Evsiz İşçiler Hareketi” yürüyüşleriyle isyanları sokağa taşan çocuklar…


"Dünya Kupası’nın tadını kaçırmasın" diye mahalleleri polis tarafından ablukaya alınan, hatta öldürüldükleri dahi iddia edilen çocuklar.


Ne "ev sahibi" olmak ne "Japon hakem zihniyeti" hiç bir şey duramamıştı Favele çocuklarının “AH”larının karşısında.

En günahsız kaleci Julio Cesar’dı bence. Belki de sadece Kova Yaşar’ın anlayabileceği bu acıyı yaşamayı haketmiş miydi? Bence hayır...



                                                          Ama n’aparsın kural bu!!!

14 Ocak 2014 Salı

365 günün ardından...




15 Ocak 2013; Haydi Bismillah… güzel olacak.
15 Ocak 2014; Pişman değilim…

Koca bir yılın, hayatımın en büyük kırılma anının özeti iki kısa cümle aslında. Her gün
“ Hadi iki satır karala Burcu” deyip, sonra “ yarın yazarsın” diyerek geçti kaç gün. 

Memuriyet gerçekten zihniyet meselesi. 
“Tamam! kabul, ömrümün sonuna kadar o kalıbın şeklini almayacağım. Lakin çekiciliğine karşı koymak zor olmuyor değil…

Bir haberi “ sonra yazarım”, “yarın yaparım” deme şansımız yüzde kaçtı? Cevabı hepimiz biliyor o yüzden sessiz kalıyoruz değil mi?

Hayat çok garip, ilginç!
Ankara’dan, Zonguldak’a, televizyondan, memuriyete. Şehir ve iş değil, her şey A’daz Z’ye sil baştan. Gündemin tam da göbeğinde ama hayattan bihaber yaşıyormuşuz. Şimdi anlıyorum ki haberi birbirimiz için yapıyor, atlatıldığımızda boşuna canımızı sıkıyormuşuz J Ekran karşısında izleyen için fark etmiyor.

Ez cümle cumartesi pazarın tatil olmasını sağlayan herkesten Allah razı olsun. Herkese kolay gelsin dostlar. Haber borusunun ummadığınız anlarda patlamadığı nice günlere.