YİNE AYLARDAN KASIM... Elimde
küçük bir bavulla tek bir tanıdığımın olmadığı Ankara’yaÜniversite okumak için gelişimin 17.yılı… Bir
kaç gün sonra @saadet_ozturk ile tanışacağım (ki o zamanlar Oktay’dı) bir kaç hafta
sonra da @degirmencirfan ile. Sonra hayatın akışı değişecek.
Sağlıkçı olmak yerine
haberci bulacağım kendimi. 14 yıl boyunca (coğunlugu gece-gündüz) gündem
kazanının içinde kaynayacak,muhabir
olarak ölmek isteyen yarı robot bir insana dönüşeceğim (artık editörsün
denilene kadar.) Ardından “kendi hayatımı yaşamak istiyorum” krizleri başlayacak.
KPSS imdada yetişecek. Sonra ilk tercih ve atanma heyecanı, aylardan yine
Kasım… Ehliyetimi aldığım, hayatımın ilk ve tek kazasını geçirdiğim,
Fenerbahçemin GS’yi 6-0 yendiği o unutulmaz günü 6 Kasım’ı içinde barındıran
Kasım…
Dilini (hala) çözemediğim
bürokrasi, cumartesi-pazar… Hayatımın en karmaşık, en dingin, en keyifli, en
sancılı 14 ayı başlayacak. A’dan Z’ye değişen hayatımın Z’onguldak bölümü. Her
şeyi biliyorum zannettiğim gazetecilik günlerine rahmet okutan, Karadeniz
Ereğli günleri. (Korunaklı cam fanustan çıkıp, gerçek hayatla tanışma halleri)
Sonra yine kürkçü dükkanına, şehrime döneceğim ama kalbimin aklımın bir
parçasını Karadeniz’in dalgalarına bırakarak. Sonrası… Onu şimdilik ben de
bilmiyorum… Kismet :)
Kasım'da başka olan sadece aşk değil yani... Seni Seviyorum Kasım!
9 Temmuz 2014 Çarşamba
Bu bir futbol yazısı değildir…
Dünyanın en iyi 4 takımının ikisi sahadaydı!
Favori Almanya’ydı ancak Brezilya da boş değildi…
Ancak hiç kimse neredeyse bir bardak su içme aralığında aynı kaleye ard arda atılan 3 golü izleyeceğini düşünmemişti.
Ama oldu… Halı saha maçlarına rahmet okutan maçta tam 8 gol vardı. Ve onlardan sadece biri Almanya’nın kalesine atıldı.
Psikolojik sınırın aşıldığı 5. golden sonra Favele çocukları geldi akıllara. Hani itildikleri gecekondu mahallelerinde açlık - yoklukla mücadele ederken, kupa için harcanan servete isyan eden çocuklar…
Koca bir yılın, hayatımın en büyük kırılma anının özeti iki
kısa cümle aslında. Her gün
“ Hadi iki satır karala Burcu” deyip, sonra “ yarın
yazarsın” diyerek geçti kaç gün.
Memuriyet gerçekten zihniyet meselesi.
“Tamam! kabul,
ömrümün sonuna kadar o kalıbın şeklini almayacağım. Lakin çekiciliğine karşı
koymak zor olmuyor değil…
Bir haberi “ sonra yazarım”, “yarın yaparım” deme şansımız
yüzde kaçtı? Cevabı hepimiz biliyor o yüzden sessiz kalıyoruz değil mi?
Hayat çok garip, ilginç!
Ankara’dan, Zonguldak’a,
televizyondan, memuriyete. Şehir ve iş değil, her şey A’daz Z’ye sil baştan.
Gündemin tam da göbeğinde ama hayattan bihaber yaşıyormuşuz. Şimdi anlıyorum ki
haberi birbirimiz için yapıyor, atlatıldığımızda boşuna canımızı sıkıyormuşuz J
Ekran karşısında izleyen için fark etmiyor.
Ez cümle cumartesi pazarın tatil olmasını sağlayan herkesten
Allah razı olsun. Herkese kolay gelsin dostlar. Haber borusunun
ummadığınız anlarda patlamadığı nice günlere.
Elemelerde de slogan aynıydı; Victoria Plzen, köy takımı Bate Borisov'a benzemez…
' Ballı Fenerbahçe ilk kez doğru düzgün bir takımla eşleşti, Lazio bu diğerlerine benzemez' edöndü… Valla biz benzettik…
Kanarya'ya elenen O 'Avrupa Devi' Lazio köy takımı oluverdi bir anda. Gazozuna oynanan maçlar daha zorlu geçerdi… Öyle dedi dostlar…
'Aha Benfica! Chelsea'yi elerdiniz de Benfica yaş' diyenleri duyduk. Ne tır çarpmışlığımız ne paspaslığımız kaldı malum.
Sonuç: 'Namağlup takım yoktur Fenerbahçe ile oynamamış takım vardır' sözünün sağlamasını yaptık.
Penaltının da en az direkler kadar futbolun içinde olduğunu bildikleri halde 'penaltılarla tur atladılar' diyenlere prim vermemek için gol olmadı Baroni'nin penaltısı kim bilir!
Lazio maçı boyunca küfür yiyen Caner'in turu getirmesi de ilahi mesajdı belki de. 'Çocuk bereketi ile gelir'i her defasında yeniden yaşatmadı mı Salih?
Her şeye, herkese rağmen 3 kulvarda da yaşattığın heyecan ve gurur için teşekkürler Fenerbahçem.
Okunan her Yasin, dökülen her gözyaşı, saniyelerce alamadığımız nefesler, dünyadan koptuğumuz her maç anı, dağıtılan tatlılar… HER ŞEY helali hoş olsun KOCAMAN yürekli adamlar…
14 Ocak 2013 Pazartesi
Cumhurbaşkanı'nın Köşk'ün kapısından ilk kez gireceği anda tekrarı olmayan anonsu çekmek için yaşanan gerginlikti gazetecilik... Başarıyla kaydedilen anons sonrası çekilen temiz ohtu.
Basın bürosunda kafa kafaya verip Bakanlar Kurulu'na gündem yazmaktı. Gün boyu defalarca anlatıp, bırak izleyiciyi kendini bile inandırma başarısını göstermekti.
Üzerine tek cümlenin kurulmasının bile yasa dışı olduğu MGK öncesi "e ne anlatıyoruz”u sormak, şanslıysan zaten hazırını bulmaktı. Kapalı bir toplantıya gündem yazmaktı gazetecilik. Ki bu aslında mümkün olmayan bir işti. "Bildiğiniz gibi ben de bilmiyorum ama uyduruyorum" demekti kısacası :)
Ankara'nın buz kestiği günlerde, valiliğin sıcak yuvası Behice Eren'de aynı insanları görmek, bir sonraki yıl yaşadığına sevinmekti...
Gün boyu koşturduğun Meclis'ten çıkıp evine geldiğinde zifiri karanlıkta yüz yüze gelmekti... Belki yatırmaya para bulamadığın faturan, belki çağırmaya fırsat bulamadığın tamirci yüzünden.
Kurban pazarına gidecek kurban olmamak için dua etmekti. Pazara kendini atar atmaz her şeyi unutup çadır çadır gezmek, kurbanlıkların kokusunu büroya taşımaktı. En sevdiklerinden uzak durmaya çalışmak sevmediklerinin yanı başında oturmaktı ;)
Kaç kamyon çıkacak diye iddiaya girdiğin çöp evden tonlarca çöpün çıkarılışını izlemek, en iyi anons uğruna evin orta yerinde dakikalarca durmaktı...
Burnun koku almayı unuttuğundan gittiğin toplantıda neden yan yan baktıklarını anlayamamaktı. Fark ettiğinde utana sıkıla derdini anlatmaya çalışmak sonra pes etmekti....
İzin gününe senin dışında herkesin… Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın, Anayasa Mahkemesi'nin hatta partilerin karar vermesiydi...
Haftalarca süren parti kapatma davasının “kapatılmamasına” kararına partililerden çok sevinmekti. Meslektaşların dışında kimse bilmezdi senin sevindiğinin ertelediğin yıllık iznine kavuşmak olduğunu...
Her resmi tatilde iki kat çalışmak ve bunu normal saymaktı. Cep telefonunu kapatmanın yasak olduğunu kabullenmek, gece yarısı kontrol için arayan genel müdüre "aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor"u dinletmemekti.
Arkadaşların senin evinde, senin doğum günü pastanı kesip yerken, senin Anayasa Mahkemesi'nin kararını beklemendi.
En yakın arkadaşlarının düğününe gidememek, bebeğinin doğumuna yetişememekti. Belki de en garibi bunun normal sayılmasıydı...
Bazen de ödüllendirilmekti... Ödüllerden çok "bu bana değil, kameraman arkadaşıma da ait" dediğinde o gözde gördüğün teşekkür mutlu ederdi.
Arka arkaya girdiğin grup toplantılarında bu da haklı, aa bu da haklı, aaa ama bu da haklı derken yakalamaktı kendini.
Bahçeli'yi dinlediğin aynı sırada sadece 1 saat sonra BDP eş Başkanlarından birini dinlemek. Gelip gittiğin iki uç arasında yaşadığın duygunun adını koyamamaktı. Değil saatin günün bile değiştiği uçak yolculuklarında bile yaşanmıyor o jetlak hali.
Her gün aynı mekanda aynı korumalarla aynı savaşa girmek. Hep yaralı, hep söylene söylene çıkmaktı.
Dilini bile bilmediğin ülkelerde, her şeyi bilirmiş gibi davranabilmekti.
Dünyanın dört bir yanında aynı muameleyi gören o sarı basın kartını taşımaktı. Kendi kimliğini bir kenara koyup kurumunu hatta ülkeni temsil etmekti.
"Soru yok değil mi arkadaşlar" nidasıyla soru sormamak üzere anlaşıp, ilk kim soracak diye herkesi kolaçan etmekti. Kendi atlattıklarını unutup, haber atlatan arkadaşına saydırmaktı.
Günlerdir tüm hazırlıklarını yaptığın özel haberi gün ışığına çıkarmanın heyecanını yaşarken, bir başka arkadaşının yaptığını o akşam ekranda izlemekti ...
Sen okeye dönerken bir başkasının oyunu bitirmesi var ya işte tam da o histi işte.
Çoğu kez dayanamayıp kanal değiştirdiğiniz şehit cenazelerini defalaca izleyip, kan ağlayarak yazmak, yarım saat sonra hiç bir şey yokmuş gibi bir konser haberini yazmak zorunda kalmaktı gazetecilik.
Belki, insanların bilet bulmak için çırpındığı konseri en önden izlemekti...
Ya da binlerce genç internete konmasını beklerken, basın toplantı çıkışı soluğu o yetkilinin yanında alıp arkadaşının sınav sonucunu öğrenmekti...
Sahibini bekleyen şampiyonluk kupasıyla futbolculardan önce fotoğraf çektirmekti :)
Ancak terfi adı altında ya da emeğin ödüllendirilmesi adına editör yapılmak değildi...
Gece- gündüzü unutup arkadaşının yazdığı haberi hallaç pamuğu gibi atmak ya da ajans haberine takla attırmak da değildi...
En azından benim için değildi... Ve bitti... 14 yıl bir anda silinmez bilirim, nokta da değil kimbilir! Belki bir virgül...
Teşekkür edilecek çok fazla usta, mesai arkadaşı ve dost var. Birini bile atlamak çok büyük ayıp bilirim. Tek seferde hepsine teşekkür edip, kızmayacaklarını düşünüp üçünü ayırıyorum. Sağlık okuyan 18 yaşındaki bir kızın radyoculuk hayaline kavuşması için elinden tutup Ostim Radyo'ya götüren candostum İrfan Değirmenci ve kelimenin tam anlamıyla zorla muhabir yapan abilerin abisi Uğur Çağlar... Ve bana yıllarca sabreden, görüntüsünün hep metinlerimin önüne geçtiği 10 numaralı kameraman Kazım Özbek, hayatımın çıkış kapısı olmayan yerindesiniz.
Herkes hakkını helal etsin
dostlar...
Kırdıklarım, üzdüklerim varsa
özür...
İyi ki tanıdım hepinizi, iyi ki!
Kimimiz için yakaya asılan bir fotoğraf oldun. Öyle olmasa, ön safta yer tutan zevat babana dirsek atar mıydı?
Kahkaha atar mıydı bir diğeri.
Ana-babanın yıkıldığı o anı çekmek için yarışır mıydık bir birimizle...
Babalarının tabutunu seçemeyen çocuklara bakıp gözyaşı döktükten sonra hangimiz, ne yaptı? Hangimiz tek evladını toprağa veren şehit ana-basının elini öpmeye gittik. Hani “hepimizin anasısın”diyordu ya meydanlar kaç ana yüreğine dokunduk. Kaçının bıraktığı yetimleri sevindirdik bu bayram.
Kendi adıma utanarak söylüyorum. Hiç birini yapmadım. Dua etmekten başka hiçbir şey yapmadım.
O yüzden soruyorum hakkını helal eder misin diye.
Bayram diye değil, yasımız var, şehidimiz var diye astık bayrakları baba ocaklarına.
Caddelerde, sokaklarda o albayrakla tur atıyor gençler. Yerini doldurmaya gidiyor yeni Mehmetçikler. Önceleri “en büyük asker bizim asker” dediklerinde gülerdim.
Dün farkettim ki yapamıyorum, sessiz sessiz dua etmeye başlıyorum. Korkuyorum...
Biz hak etmiyoruz biliyorum ama ağlayan anne, donup kalan baba, karnında- kucağında yetimiyle kalan eş ve en çok da sen hakkıı helal et şehidim.