26 Eylül 2016 Pazartesi

ARTIK AĞLAMAM LAZIM!

Henüz okula başladığı yılda babasını kaybetmiş bir evlat olarak 52 yaşında kendi çocuklarını yetim, eşini de annesi gibi genç yaşta dul bırakıp gitti…

5 güne ne çok şey sığıyor, hayat ne çok değişiyormuş! Koskoca bir ömre sığacak kadar çok acı ve sevinç birkaç saatte harmanlanıyormuş yaşadık, öğrendik…

Nişan, düğün, sünnet, ilk torun heyecanının iç içe geçtiği güzel bir bayram olacaktı. İlk iki günü kurban telaşı, torun sevinci. 3. gün nişan, 4. gün sünnet heyecanı…  Her mutluluk yarımdı, her kalbin tam da orta yerinde hastanede yatan Salim sancısı vardı. Her tebessüm “keşke burada olsaydı” ile donup kalıyordu yüzlerde.  Sabahında düğün yemeklerinin pişirilmeye, davulun çalmaya başladığı Cuma günü öğle vakti geldi “acı” lafının bile yetmediği ölüm haberi.

40 yaşında vefat eden dedem ardında çoğu okula bile başlamamış 6 yetim bırakmıştı. Amcalarının gelirde bir şey isterler diye kapılarını kilitlediği o zor yıllarda canını dişine takıp 6 çocuk yetiştirdi genç yaşta dul kalan anneannem.  Tarlalara günlüğe giderek, 3 karış toprağı ekip biçerek herkesin örnek gösterdiği namuslu ve vicdanlı 6 insan evladı yetiştirdi. Kadınlığından,  gençliğinden, hayatından vazgeçerek.

Kıt kanaat geçinmeye çalışırken, kazandıkları okulları feda etmek zorunda kalan dayılarım kendileri gibi helal süt emmiş, insan evlatları yetiştirdi.  Hayatın her türlü sınavını çocuk yaşta veren Salim Dayım’ın ödülü mutlu bir yuvada hepsi birbirinden zeki ve iyi niyetli altın gibi 3 evlat yetiştirmek oldu. Hasta yatağındaki babalarına doktorların övgüyle bahsettiği şefkati ve özeni gösteren 3 evlat ve O’nları yetiştiren güzel anneydi eşi.

Düğüne diye gelip de kardeşlerinin ölüm haberini alan yürekleri teselli mümkün değildi, kimsenin de gücü yoktu zaten.  5 kardeşin 5’ine de sorulsa önce hangi kardeşin gelir diye istisnasız Salim derlerdi. Yeğenleri olarak biz de aynı cevabı verirdik kuşkusuz. Diğer kardeşler, dayılar daha az sevildiğinden değil; Salim dayım içine sığmayan sevgiyi hepimize her an kucak kucak sunduğu, 52 yıllık ömründe hiç bağırmadığı, hiç yüzünü asmadığı, hep güldüğü, hep sarıldığı, hep karşısındakini çok değerli hissettirdiği için. Sanırım benim dayım doğuştan engelliydi, kötü ve sevimsiz hiçbir şeyi yapamıyordu.

90’ına merdiven dayamışken evlat acısıyla yüreği kavrulan kendisi değil de evladı öldüğü için kahreden anneannem, babalık yaparak büyüttüğü canını yitiren büyük dayım ve küçük kardeşlerini kaybeden annem, teyzelerim… “Beni bir kere bile kırmadı” dediği kocasını toprağa veren yengem, çocuk yaşta yetim kalan evlatları dururken acıdan bahsetmek bana düşmezdi…

Ama buraya kadar… 
Nihayetinde ben de çocukluğumda kahramanım, gençliğimde hayranı olduğum hep gülen adamı, kadife sesli,  nasıl bu kadar iyi yüreğe sahip olduğunu çözemediğim canım dayımı kaybettim. Nihayet sıra kendi kaybımla yüzleşmeye geldi.


Keşke kızdığın, kırdığın, üzdüğün bir anın olsaydı, o anı düşünerek, öfkelenerek soğutsaydım içimi… 

Cennet mekanın, kabrin nur olsun dayım! Hac’dan facia haberi gelince kendi düğünü yarım kalan, biricik yeğeninin düğününü yarım bırakan, hayatını- bizleri yarım bırakan DAYIM!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder