ARTIK
AĞLAMAM LAZIM!
Henüz okula başladığı yılda
babasını kaybetmiş bir evlat olarak 52 yaşında kendi çocuklarını yetim, eşini
de annesi gibi genç yaşta dul bırakıp gitti…
5 güne ne çok şey sığıyor, hayat
ne çok değişiyormuş! Koskoca bir ömre sığacak kadar çok acı ve sevinç birkaç saatte
harmanlanıyormuş yaşadık, öğrendik…
Nişan, düğün, sünnet, ilk torun heyecanının
iç içe geçtiği güzel bir bayram olacaktı. İlk iki günü kurban telaşı, torun sevinci.
3. gün nişan, 4. gün sünnet heyecanı… Her
mutluluk yarımdı, her kalbin tam da orta yerinde hastanede yatan Salim sancısı
vardı. Her tebessüm “keşke burada olsaydı” ile donup kalıyordu yüzlerde. Sabahında düğün yemeklerinin pişirilmeye,
davulun çalmaya başladığı Cuma günü öğle vakti geldi “acı” lafının bile
yetmediği ölüm haberi.
40 yaşında vefat eden dedem
ardında çoğu okula bile başlamamış 6 yetim bırakmıştı. Amcalarının gelirde bir
şey isterler diye kapılarını kilitlediği o zor yıllarda canını dişine takıp 6
çocuk yetiştirdi genç yaşta dul kalan anneannem. Tarlalara günlüğe giderek, 3 karış toprağı
ekip biçerek herkesin örnek gösterdiği namuslu ve vicdanlı 6 insan evladı
yetiştirdi. Kadınlığından, gençliğinden,
hayatından vazgeçerek.
Kıt kanaat geçinmeye çalışırken,
kazandıkları okulları feda etmek zorunda kalan dayılarım kendileri gibi helal
süt emmiş, insan evlatları yetiştirdi.
Hayatın her türlü sınavını çocuk yaşta veren Salim Dayım’ın ödülü mutlu
bir yuvada hepsi birbirinden zeki ve iyi niyetli altın gibi 3 evlat yetiştirmek
oldu. Hasta yatağındaki babalarına doktorların övgüyle bahsettiği şefkati ve
özeni gösteren 3 evlat ve O’nları yetiştiren güzel anneydi eşi.
Düğüne diye gelip de
kardeşlerinin ölüm haberini alan yürekleri teselli mümkün değildi, kimsenin de
gücü yoktu zaten. 5 kardeşin 5’ine de
sorulsa önce hangi kardeşin gelir diye istisnasız Salim derlerdi. Yeğenleri
olarak biz de aynı cevabı verirdik kuşkusuz. Diğer kardeşler, dayılar daha az
sevildiğinden değil; Salim dayım içine sığmayan sevgiyi hepimize her an kucak
kucak sunduğu, 52 yıllık ömründe hiç bağırmadığı, hiç yüzünü asmadığı, hep
güldüğü, hep sarıldığı, hep karşısındakini çok değerli hissettirdiği için.
Sanırım benim dayım doğuştan engelliydi, kötü ve sevimsiz hiçbir şeyi
yapamıyordu.
90’ına merdiven dayamışken evlat
acısıyla yüreği kavrulan kendisi değil de evladı öldüğü için kahreden
anneannem, babalık yaparak büyüttüğü canını yitiren büyük dayım ve küçük
kardeşlerini kaybeden annem, teyzelerim… “Beni bir kere bile kırmadı” dediği
kocasını toprağa veren yengem, çocuk yaşta yetim kalan evlatları dururken
acıdan bahsetmek bana düşmezdi…
Ama buraya kadar…
Nihayetinde ben
de çocukluğumda kahramanım, gençliğimde hayranı olduğum hep gülen adamı, kadife
sesli, nasıl bu kadar iyi yüreğe sahip
olduğunu çözemediğim canım dayımı kaybettim. Nihayet sıra kendi kaybımla
yüzleşmeye geldi.
Keşke kızdığın, kırdığın, üzdüğün
bir anın olsaydı, o anı düşünerek, öfkelenerek soğutsaydım içimi…
Cennet
mekanın, kabrin nur olsun dayım! Hac’dan facia haberi gelince kendi düğünü
yarım kalan, biricik yeğeninin düğününü yarım bırakan, hayatını- bizleri yarım
bırakan DAYIM!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder