Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2012 Pazartesi

Kıskandım, imrendim , özledim…

Futbolsuz hayat ne renksiz diyen bir toplumun şampiyona dışında kalmasının tarif edilemeyen boşluğuydu aslolan.

Doldurmak için ne çok malzeme buldum. Messi’yi, Ronaldo’yu, Klose’yi, Carroll’u Buffon'u, Cech’i izleyecektim…

Bazılarının nasıl olupta şampiyonaya kaldığına anlam veremediğim maçlarda sanırım daha bir nüksetti “nasıl olur ya nasıl orada olamayız” sancılarım.

Olsun Cüneyt Çakır var… Türk futbolunu  tek başına başarıyla temsil etti devler sahnesinde.

Kanayan yaraya Mesut Özil basmak yetti mi? bilmiyorum. İyi ki var dememek hakkını teslim etmemek olmaz ;)

Almanya kaybedince biz de kaybederiz ruh hali yeni değil. Belki o yüzden sarıldık Almanya’ya. Ama benim umudum Yunanistan’dı. Çeyrek final bileti o yüzden şaşırtmadı belki. Tıpkı bizim gibi futbol ile ağlayıp-gülen bir milletin şu dönemde paradan daha çok ihtiyacı vardı eminim yüz güldüren galibiyetlere. Ama bir yere kadar ;) sonuçta sahada futbol konuşuyor…

İlk düdükte tartışmasız finalim Almanya- İspanya’ydı. Ronaldo’yu daha çok izlemek için sanırım 3’e çıktı adaylarım.

Kıskandım…

Jeneriklik goller, kimi zaman muhteşem oyun her şey güzel… Çok kıskandım çok. Ne olurdu milli marşımız yankılansaydı o stadlarda… Sahi kim bu yokluğun sorumlusu biri çıkıp benim dese  kızıp bağırsak geçer mi üzüntüm.

İmrendim…

Bazen göstere göstere , bazen de bir anda gelen gollere de özendim, tarifsiz sevinci doyasıya yaşayan tribünlere de, sevinçten ağlayanlara da. 

Haklı galibiyetle eledikleri rakiplerini teselli ve tebrik için sıraya giren İtalyan futbolcuları izlerken çok ama çok imrendim, hayıflandım.  Sonra Ziraat Türkiye kupası finalinde el ele veren, sarılan Çubuklular ile Bursasporlu futbolcuları hatırladım… gururlandım...

Özledim…

Tüm bu özenti, haset ve heyecanın içinde anladığım şu ki; ben Alex’i özledim, Volkan’ı özledim, Pinto’yu özledim, futbolu özledim. Günlerdir hani şu “süper lig hiç bitmesin” tanıtımı niye dönüyor zihnimde anladım J

Erken finalin hakemi Cüneyt çakır oldu haberi de tüm bunların üzerine güzel geldi. Ama hadi artık benim ligim başlasın, Çakır düdüğü memleketinde çalsın…

Yine atışalım koyu kırmızılı arkadaşlarla, olur bu da geçer diyelim dünya siyah-beyaz diyen arkadaşlara. Yenildiğimizde “ bugün daha çok Fenerleyim” diyim, kazananı canı yürekten tebrik edeyim… Hatta dur ağzım alışsın  " Tebrikler hak ettiniz arkadaşlar ;) "

13 Mayıs 2012 Pazar

Canın Sağolsun Fenerbahçem…

Susmak günü mü… bence değil…

Her maça ligden düşürülme tehdidi ile çıkan  “çubuklular”  böyle bir sezonu iki final oynayarak noktalıyor ise yapılacak tek şey alkışlamaktır.

“Ne mutlu Fenerbahçeliyim” demektir yapılacak en doğru şey…

Böylesi bir sezonda hiçbir futbolcumuzun, hiçbir yöneticimizin, tek bir taraftarımızın bile emeğinin, yüreğinin karşılığı olacak kupa yok dünya üzerinde.

O yüzden taraftar “Kupanız sizin olsun bize Aziz Yıldırım’ı verin” diyor.  “Şampiyonluğunuz da  kupanız da sizin olsun Fenerbahçe’me taş atan elleriniz kırılsın” diye boşuna bağırmıyor Trabzon sokaklarında takım otobüsü taşlanırken.

O yüzden 12 numara tek bir gol ile kaçan şampiyonluk sonrası 'i tt yaptı gururla...

9 puan geride kalınan sezonda kimsenin umru değildi şampiyon olmak. Ya da 5 puan geride başlanılan süper finalde son maçta “ o kupayı Saraçoğlu’nda kaldıracağız”  diye ortaya dökülmeseydi Galatasaraylılar inanın yine de kimsenin umru olmayacaktı.

Bir tek gol değiştirecekti şampiyonun adını. Olmadı. Beraberlik yetti GS’ye.

Keşke GS o kupayı Saraçoğlu’nda , Sarı-Lacivertlilerin alkışları arasında kaldırabilseydi. Ne kadar ağır olduğunu biliyorum . Ama buna yüreği yetecek sadece Fenerbahçe taraftarıydı. Böylesi bir sezonda tüm dünyaya direnerek bir arada duran taraftardı Çubuklular.

Hangi takım tek bir beden gibi kenetlenebilirdi bizden başka. Keşke bunu da yapabilseydik. Kabul birileri yine şapka çıkarıp alkışlamayacaktı tamam çok üzülecektik ama biz yapamadıysak bu bir daha yapılamayacak demektir. Keşke yapabilseydik…

Canı en zayıf yerinden yanmış, hayal kırıklığının ortasında kalmış, kendi mabedine saldıracak kadar kendini kaybetmiş “taraftar”ın üzerine biber gazı sıkmak! İşte o konuda lal oluyor dilim…

Her şeye rağmen tebrikler GS!

Tebrikler hala yenilmez olan Fenerbahçem…

Tek tek alkışlıyorum… Tek tek  teşekkür ediyorum.

Aziz Yıldırım... Oley!

Nihat Özdemir...Oley!

Ali Koç... Oley!

Şekip Mosturoğlu...Oley!

Aykut Kocaman...Oley!

Volkan Demirel…. Oley!

Fehmi Mert Günok… Oley!

Reto Zıgler… Oley!

Bekir İrtegün… Oley!

Josepp Yobo … Oley!

Serdar Kesimal… Oley!

Bilica… Oley!

Orhan Şam… Oley!

Gökhan Gönül… Oley!

Emre Belözoğlu… Oley!

Sezer Öztürk… Oley!

Cristian Baroni...Oley!

Özer Hurmacı...Oley!

Özgür Çek...Oley!

Selçuk Şahin...Oley!

Mehmet Topuz...Oley!

Caner Erkin...Oley!

Issiar Dia...Oley!

Recep Niyaz...Oley!

Moussa Sow...Oley!

Henri Bienvenu...Oley!

Semih Şentürk...Oley!

Orkun Yazgan ve adını unuttuğum onlarca insan...

Ordinaryus LEFTER'i, şeytan Rıdvan'ı da unutmadan tabi.

TEŞEKKÜRLER HEPİNİZE...

8 Mayıs 2012 Salı


Lig bütün renkleriyle güzel de var mı Sarı-Lacivert gibisi ;)

Volkan’a fırlatılan çakıyı unutmak mümkün değildi...Ama ne yaptı lacivert yürekler Saraçoğlu’nda hak ettikleri gibi ağırladı ve uğurladı bordo-mavilileri… Ders alırlar diye düşünmüştüm; bunca lince rağmen hala centilmenliği düşünen taraftarın duruşundan.

Ta ki TS Başkanı Sadri Şener’in o twetine kadar… Ne diyordu: “Son maçımız. Rakip(FB) sahamızdan 3 puanla çıkarsa yıkım olur, dünyanın sonuna benzeyen bir şey olur”  Nasıl yani? Nasıl son maç ! Son maçları aynı zamanda tek rakipleri olan Beşiktaş ile değil miydi? Hani 3.lük için yarışacaklardı.

Hak edilmemiş bir kupayı istemenin ötesinde bir şampiyonluk hedefi bile koyamayan Şener’in 3.'lüğü de gözden çıkardığını o an fark ettim… Taraftara tek hedef gösterdi: “ Düşman FB” katledilecek.

Hedefi kalmayan taraftarın neler yapabileceğini kestirememiştim . O abartılı güvenlik önlemlerini görünce anladım savaşa gittiğimizi de bu kadarını beklemiyordum.

Hiçbir oyuncu sahaya oynamak için çıkmamıştı. Daha maçın ilk dakikalarında işin rengi çıktı ortaya. Kartın rengi 5. dk kırmızıya dönmediyse kırmızı olmadığından değil, sözde hakemin basiretsizliğinden… Kimsenin ırkı, rengi, dili, dini derdim değil… Tek değer insanlık gözümde o yüzden çoook rahat söylerim “Colman sen insan değilsin” diye. O tekmeyi görmeyen hakeme sözüm yok (!)






Peki ya Stoch ve Emre’nin kafasında patlayan çakmaklar, TS Kalecisi Tolga’yı sıyıran sis bombaları…

Üst düzey güvenlik önlemlerinin ortasında takım otobüsünü koruyamayan Trabzon Emniyeti’nin büyük başarısı. O yabancı cisimler nasıl sızdı içeri? Çok kızmıştım kupa elemelerinde Ankara Emniyeti'ne ama şimdi teşekkür ediyorum. Hatıra diye cüzdanın köşesine attığım 1 kruruş da, parfümümü de sokamamıştım 19 Mayıs Stadyumu'n’a. Halbuki o sevimli polis abla “geç kızım” deseydi içerdeydi. Yani o istemediği için sokamamıştım. Üzgünüm ama siz istediğiniz için girdi o çakmaklar stada… Emniyet müdürü ne düşünüyordur şimdi acaba…?

Kimse aman o da bizim oyuncumuzun ayağını kırmıştı, yok efendim zaten kötü insan teraneleri okumasın. Tanıyan herkes bilir Emre’den nasıl hazetmediğimi. Evet bir yerde faul varsa Emre yapmıştır. Cezasını da çeker, sonra paşalar gibi döner yeşil sahalara. Dün itibariyle gözümde Fenerbahçeli’dir artık Emre Belözoğlu. Madem bu bir oyun değil savaş, o da bir savaşçı en gözü karasından. Zokora ise bırakın futbolcuyu adam değil. Vahşi duygularla, nefretle, kinle, intikamla attığı tekmeye kırmızıyı gösteremeyen Abitoğlu ise hakem değil.

Emre’ye, 'Yaptıysa çantasını toplasın' derken de kahramanımdı; 'Abitoğlu çocuklarına ben hakemim demesin” derken de. Çok moda tabiriyle adamın dibi var ya ben de Rıdvan hoca için diyorum şimdi.

“Emre’den bile mağdur yarattılar” diye Trabzon’a laf atanların üzüldüğünün ne olduğunun da farkındayım dertleri insaniyet değil apaçık ortada.



 
Maç sonrası o koridorda ne yaşandı bilmek mümkün değil. Bana düşen benim futbolcumun benim renklerimi taşıyanların söylediklerine inanmak. İnsan olan birinin bırakın kanserli olmak, bir anneye küfredeceğine ihtimal vermem. Ki tercüman Samet de yalanladı “demedim” dedi. Demedim diyorsa dememiştir..

Ama bu gözler gördü o gol kralı adam Ziegler’e tokat attı. Yanıtını nerede nasıl alır bilmiyorum. Allah’a havale ediyorum.

Sahada yaralayamadık diye dışarıda silah çekmediniz mi? Yöneticilerin aracına yöneltilen silahı Fenerbahçe TV muhabiri fark edip yere yatın diye uyarmadı mı? Tüm bunların üzerine anlı şanlı bir resmi açıklamayla “Yaşanan sadece adalet arayışı” demek ne oluyor Allah aşkına. Peki biz 10 aydır adaleti böyle arasaydık ne olurdu ülkede bir fikriniz var mı?

Peki ya Şenol Hoca, “gerginliği iyi kullandılar” demekle kalsaydın haklıydın ya da ne dersen deseydin de “Kağıt attılar bomba değil” demeseydin. Eee bomba atsaydınız o zaman.

Avni Aker’de yaşanan “harbe” benzetme bulabilen Şenol Hoca'ya sözüm: Polyanna’nın sonunu ben yedim zannediyordum sana da mı kalmış…!

Ne demiştik maç öncesi “En iyi plan Allah’ın”. Daha çok güzel planları olduğuna eminim :)

Ve Aykut Hoca. O muhteşem goller sonrası bile “Aman sevinmeyin, üzmeyin insanları” diye yedek kulübesine kızan 'Kocaman' adama şapka çıkarmaktan başka ne gelir elimden. Ona hararetle kalem oynatan eller titrer mi artık bilmem ama yürekler sızlamıştır umarım dün gece… Sözüm sana Kocaman spiker…

Evinde ağırladığı BJK’yi alt edemeyip, puan çalamadı diye TS’ye kızan arkadaşlar ne çok yolunuz var gidecek…
 O zaman der tabi  @fariskaki : 




Ya da borsada yüzde 10’u geçen o rekorun 177 milyonluk faturasını ödersiniz…

Kabul play-off denen sistem başlı başına saçmalık. Kabul boşu boşuna gerildik. Ama biraz insaf be kardeşim sahanızı kapatıp oynamayın mı dediler 4 takımda çıkıp oynamadık mı 5 hafta kıran kırana. En çok da biz kırılmadık mı? TS’ye kart çıkaramayan hakem itiraz etti diye Gökhan’ı tek kalemde harcamadı mı mesela… 5 puan önde girdiğiniz yarışta bize oyun oynadılar diyemezsiniz. Oyun sahada oynandı ve üzgünüm kaleyi bulamadınız.

Linç etmekten bıkmadığınız, başkanından muhasebecisine içerde olan takımın önünde 2 maç 2 kupa var. İsyanınızı anlıyorum. Ben olsam ben de “yuh ayıp ama” derdim bu hale. Her hafta şampiyonluk kutlamasına hazırlanıp her maç sonrası evime boynu bükük dönsem ben de kızardım. Ne deseniz haklısınız saygı duyuyorum zaten kaybettiğiniz bir şey yok.

Kim bilir 2 maç’ta 2 kupa da kaybedilecek belki… Ama kim çıkıp, kutlama yapamazsınız diyecek bize… Hangi kupa ya da şampiyonluk bu var olma mücadelesinin karşılığı olabilir ki… Şampiyonluk da kupa da laf... Ne güzel diyordu Lube Ayar; Liginiz de sizin olsun kupanız da Fenerbahçem’e taş atan elleriniz kırılsın.

105 yıllık çınarın hiçbir şampiyonluğu bu kadar kıymetli değil gözümde 2. olsak 16 Mayıs günü 19 mayıs stadında kupayı kaldıran taraf biz olmasak da hiçbir şey değişmeyecek…

Aykut Kocaman diyordu ya : "Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır" diye. Az kaldı o güne.

Gecenin bir vakti açıklanmasını hala abes bulsam da sonucu bağlıyor beni. Şikeden ceza yok. Olmayın şeyin cezasının nasıl olacağını anlamamıştık zaten aylardır. Tıpkı Aziz Başkan'ın hala neden içeride olduğun anlamadığımız gibi




papazin cayiri ‏ @papazincayiri ‘nda cevabı yabana atılacak gibi değil bu yüzden…



Her şey bir yana Volkan’ın sözleri yine zihnimde dönüp duruyor. “Demek ki bize rahatlık yaramıyor” Henüz şampiyon değiliz bir 90 dk daha var… Sabırla,inatla, inançla, Fenerbahçe’ye yakışırca geçirilmesi gereken .

Ne güzel şey “Fenerbahçeliyim” demek…



Ve ne güzel son söz “FENERBAHÇE"


Not: Bunların tamamını defalarca duydunuz eminim olsun bir kere de topluca okuyun istedim kimbilir...

23 Nisan 2012 Pazartesi

Lacivert bir yazı...



Kanında ne var ?

İstatistik matematikti, hesap edilebilen.  Ama 2 kere 2’nin 4 etmediğini en iyi bilenler değil miydi futbol adamları…?

Ali Sami Yen Arena’da yaşanan sadece ilahi adaletti,  maçın değil 3 Temmuz sürecinin adaleti… Hani bizden esirgenen adaletin sahada tecelli etmesi.

94 dakikanın şifresi tek bir soruda gizliydi aslında… Gıcır gıcır formasını giyip maçı izlemeye gelen sarı-kırmızılı gencin sorusunda. “Kanı alınsın incelensin içinde ne var öğrenelim ağabey ” diyordu, her topun ellerinde eridiği Volkan için…

Gollere mi daha çok sevindin , O’nun kurtardıklarına mı deseler? Yüzünden dakikalarca gitmeyen o acı ifadeye rağmen sahada kalabilmesine derim...

“Tırnağına taş değse benim içim yanar” diyen anne-babalar ne haklıymış. İncinen O’nun beliydi ama ekran başında hangimiz kıvranmadık kendi canımız acır gibi.

“Sonun da çıkacak kurtulduk” diyen kırmızılı arkadaşların bilmedikleri neydi. O Volkan’dı, Fenerbahçe’nin Lacivert’i hani eşine ana avrat sövdüğünüz … O bu maçta sekerdi de çıkmazdı oyundan…

O hepimizden daha çok inanır daha çok isyan ederdi… Hangimiz inanmadık suçsuzluğumuza? Ama kaç insan her şeyi göze alarak uzattı sakallarını. Geçilen tüm dalgalara tüm baskılara rağmen vazgeçti mi… ?

Peki yıllar önce Daum’un tüm vebali O’na yüklediği , “O’nu kalede gördüğümde korkuyorum ama yapacak bir şey yok” dediği zaman vazgeçmiş miydi kalesinden, inancından…?

İşte dün de öyle yaptı. Vazgeçmedi… Mağlubiyete tek başına isyan etti. Çünkü kazanacağız demişti maçtan önce, kazanılacaktı. Arkadaşları yapamaz ise
O tek başına yapardı.

Sunay Akın geleceği gören adam vesselam. Hani diyor ya “Arkadaşlarına sırtını dönmeyen tek oyuncu kalecidir” diye. Belli ki Volkan’ı tarif ediyordu...

O büyük kaptan Alex’in “İnanılmaz kalecisi”, milyonların “Arena’da patlayan Volkan’ı” benim için ise her zaman olduğu gibi Fenerbahçe’nin Lacivertiydi.

Kanında ne var?  diyen arkadaşım "al yuvar" yerine "lacivert yuvar" olmadığı kesin :)  de cevap o değil.

Yüreğinde inanç var desek yeter mi… ?

Bu arada, Fenerbahçe’nin hırçın, kararlı, zeki Lacivertleri  Volkan ve Yobo’dur benim için… Sakin, zeki ve kendinden emin Sarıları ise Aykut ve Alex…

Bir de her zaman dediğiniz gibi derdi kimseyi germek olmadı bunu da bilin. Bizler sayıp dökerken o komik “Bıçak kapalı atıldı ağzıyla açtı” iddialarına tek bir gülücük ile cevap vermemiş miydi.


Bugün yine yapmış yapacağını… Ka’le alın derim J



                              Teşekkürle...minnetle...
                          Burcu Aydın